Türkler hiçbir zaman İslam dinini kabul etmedi. Etmiş gibi yaptı. İslamiyet diğer kitap sahibi dinlerden farklı olarak kılıç darbesiyle yayıldı. Çapulcu Araplara insan olmaları için yüce yaratan bir din gönderdi. Onlar ise açgözlülüklerini, kadınları diri diri toprağa gömen vahşetlerini yüce İslam ile örtmeye çalıştılar. Türk yurtlarına geldiler. Yüzyıldan fazla süren zulüm ve soykırım yaptılar. Türk illerini her türlü cebir ve hile ile zapt ettiler. Yağmaladılar. Erkekleri kılıçtan geçirdiler. Kadınlarımıza yapmadıkları eziyet kalmadı. Direnen Türkleri çeşitli numaralarla kandırarak teslim olmaya ikna ettikten sonra katlettiler. Ama Türk milleti direndi ve kazandı. Halifeliği bile özünde çapulcu olan Araplardan aldı. Tarih böyle yazıyor. Hüzünlü acı dolu ama islamiyete geçmek zorunda kalan Türklerin hikayesi böyle.
Bugün iktidarın taktiklerini anlamakta zorlanan insanlara önerim; Türklerin islamiyete nasıl geçtiklerini araştırmalarıdır. Kendisi dışında her insanı düşman, her düşünceyi bir araç olarak kullanan çapulcu Araplar ile günümüz arasındaki müthiş benzerliği gördükçe şaşıracaklar.
Şehrin göbeğinde bir park yok olmasın diye çabalayan bir avuç genç insanı çadırlarında yakmaya kalkmak soyu Türk olan birinin işi olamaz. Kendi halkına gaz sıkan ve o halkın vergileri ile aldığı maaş sayesinde kendine giymek için don alabilen insanlar aynı zamanda o halkın eşyalarına kasıtlı zarar vererek başka bir ihanetin içinde oluyorlar. Halkın güvenliğinden sorumlu insanlar sabah çocuklarınız bize emanet diyorken akşam güvenliklerini sağlayamayız çocuklarınızı alın diyor. Atalarım çok güzel demiş; yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Yalan konuşan ve halkına karşı görevini yerine getirmeyen yönetici Türk soyundan olamaz. Tarihte yazmaz.
Ülkemiz arap istilasında ve gerçek şu ki; istilayı yapanlar ilk kez halkın direnişiyle karşı karşıya.
Evet; koyun Türkler uyandı. Genç aydın kesim ayaklandı. Okumuş insanla baş edemezsiniz. Ettiğinizi sanıyorsanız bu onun sizi ciddiye almadığındandır. Ama artık “YETTİ” diyor. Çapulcu Araplar ayağını denk alsın. Faka bastılar.
En görkemli yapı, en güzel şarkı, en güzel şehir, enli değere sahip olmak her milletin hayali. Dünyadaki en leziz muzdan tutunda en güzel su geçitlerine kadar çok çeşitli enlere sahip bir ülkeyiz. Görkemli yapılar inşa etmek bir güç gösterisi niteliğindedir. Kendinize ait teknolojinin aklın ve maddi gücün ulaştığı noktayı gösterir.
Gökdelen tarzı çok katlı binalar Amerika da ortaya çıkmış ve dünyaya yayılarak hep bir güç gösterisi halini almıştır. Fransızlar istersek bizde yaparız diyerek LE Defanse adında bir semt inşa etmişler. İçinde neredeyse bütün dünyaca ünlü Fransız markalarının dev binalarını görebilirsiniz. Akıllı milletler bu tür yerleşimleri bir plan program içerisinde belli amaçlara yönelik olarak yapmışlar ve sınırlarını bir semt ile sınırlamışlar. Aklını iyi kullanamayan milletlerde biraz özenti, biraz rant, biraz ihtiyaç ve diğer başka sebeplerden dolayı şehirlerin her yerinden hançer gibi gökdelenler yapıyorlar. Çirkinliği görkeme tercih ediyorlar.
Biz tarihi yarımadayı turizm için pazarlamaya çalışıyoruz. Dünyanın neredeyse her yerinde o malum siluet bilinir. Yabancıların mavi cami dedikleri Sultan Ahmet ve Ayasofya üzerinden batmakta olan günün o müthiş kızıllığı ve alev sarısı gökyüzü… Ancak plansız programsız sırf rant için her yere çok katlı bina izni veren büyükşehir belediyesi yüzünden sıradan insanı şair yapan bu güzelim siluette yok oldu.
Bir zamanlar Göztepe parkına cami yaparak ne kadar imanlı olduğunu göstermeye çalışan belediye başkanımız vardı. Rabbime şükür ki Göztepe halkı kıblenin yönünü iyi bildiğinden çevredeki camilere ek yenisini istemedi. Böylece cami altı market rantının önüne geçti. Aynı belediye başkanı ecdadının sırf Ayasofya kilisesinden daha görkemli olsun diye yaptığı o görkemli caminin minareleri arasından gökdelenlerin görünmesine izin vermektedir.
Millet kıblenin yerini iyi biliyor. Atalarımızın kemiklerini sızlatmamak için milletimiz kıblesi ranttan geçenleri ayırt etmeli ve verdiği payeleri geri almayı düşünmeye başlamalı.
Yüksek katlı binaların çevrelerine verdiği trafik yoğunluğu gibi zararlar üzerine diğer yazılarımda odaklanacağım. Hep güzel yerleşimlerde yaşamak dileği ile…
