Haber Ülkesi

Karlar düşer! Düşer düşer ağlarımm! -1-

Karlar düşer! Düşer düşer ağlarımm! -1-
.Ezgi Karakuş
.Ezgi Karakuş( inceosman61@gmail.com )
18 Ocak 2021 - 21:51

Merhaba,

Ben Ezgi. En son yazdığımda, ki o ilk yazım 29 yaşındaydım artık ise 30 yaşındayım. Arada sadece bir kaç ay olmasına rağmen. Her canlı hızlı büyüyor. Fark etmiyorsunuz.

Bugün İstanbul’a uzun süre sonra bu kadar uzun soluklu kar yağdı. Belirtmek isterim ki kardan hiç hoşlanmam! Beyazlığının göz boyadığına inanırım ama gezegene olan faydasını da es geçemem. Yine de hiç hoşlanmam. O da bana bayılmıyordur zaten. Oysa iyi biriyimdir, içimden geldiğince. Ama konumuz bu değil.
Kar yağınca çok sevindik! Oleeey!
Ben bile görüntüsünü seviyorum. Hemen kahvemi alıp cam kenarına geçip filmlerde olduğu gibi izlemek, hafif müzikler dinlemek istiyorum. Omuzlarıma da battaniye alırım. Ayağımda da kışlık çoraplarım. Düşününce güzel aslında. Ama benim sevincim 1 dakikadan fazla sürmez. Hemen üzülürüm.
Benim sevincim kar yağmasından değil aslında diye düşünüyorum. Ben o kar yağarken dışarı eksi bilmem kaç derece olsa bile üşümüyorum çünkü. En kötü 100 lira fazla öderim deyip açıyorum doğalgazı ısıtıyorum evimi. Ne de olsa başımı sokacak evim var. Keyif benim değil mi? Doğru benim.
Burada başlıyor kendimle olan savaşım. Düşünmediklerimiz var. Gözümüz görmüyor diye aklımıza getirmediklerimiz. Bencilliklerimiz. Sizin adınıza konuşuyor gibi olmak isterim aslında da kendi adıma konuşayım. Düşünmediklerim var, bencilliklerim.
Benim büyüdüğüm yerde kar çok yağardı. Sobalı evde de olsak sıcacık olurdu 5 odalı evin 3 odasında soba yakılırdı. Üşümezdin. Kar en doğal şeydi. Aralık gelmeden bile kar gelirdi bazen. Bütün kış öyle geçerdi. Olağandı. İlginçliği yoktu. Bir de kar yağınca sokak köpeklerinin bile sığınacak bir evi, karnını doyuracak bir insanı olurdu. İneklerin ahırları, tavukların kümesleri ve onları soğuktan koruyacak insanları vardı. İnsanların da o soğukta karnını doyuracak sütleri, yumurtaları ve evlerini koruyacak dostları vardı. Komşuya yürüyemezdin kardan ki komşunla birleşik olmasına rağmen bahçen ama yaşanırdı. Hayat akardı ve sokakta kalmış tek şey lambalar, kaldırımlar ve kuru ağaç dalları olurdu. Fareler bile yer bulurdu kendine. “Donarak ölmek.” yoktu. Benim büyütüldüğüm o dünyada her şey ve herkes birbirine bağlıydı ve ben soğuğun, sıcak kadar acı verici olduğunu bilmiyordum. Şanslı mıyım bilmiyorum 17 yaşıma geldiğim zaman üniversite için güzel ülkemin hiç kar yağmayan ili Muğla’ya gittim. Orada da yağmur yağışından geçilmiyordu ama ne kadar soğuk olabilir ki?
Sonra bir şekilde her şeyi öğreneceğim İstanbul’a geldim. Ki ben biraz kendini beğenmiş biriyimdir o nedenle her şeyi biliyorum sanıyordum. Bilmiyormuşum. Siz yine de her şeyi bildiğimi varsayın. Öyle daha mutlu oluyorum. Neyse…
İstanbul’a ilk geldiğim zaman insanların sokaklarda “AÇIZ!” tabelalarıyla beklediğini gördüm…
Hayvanların kemiklerinin sayılacak derecede zayıf olduğunu ve diğer insanların onların yanından geçip gittiğini gördüm. Birincisi çok üzücü ancak ikincisi rezalet. Rezalet dediğim “Yanlarından geçip gidilmesi.”.
Vicdan mı yoktu yoksa insanlar mı kördü? Sürekli gördükleri için artık görünmez mi olmuştu ihtiyaç sahibi olanlar? Hep böyle miydi? Peki o zaman kaç canlı heba olmuştu? İnsanlar kendilerine mi yetemiyordu? Evet bu soruların hepsini kendime 27 yaşımda sordum. O zamana kadar yaşadığım hayatın bu yeni öğrendiğim hayatla aynı anda ilerlediğini fark etmemiştim. Bu da benim ayıbım! Ayıplarımızla da varız ne de olsa. Evet açlık vardı evet susuzluk vardı ama bu kadar yakınımda bu kadar fazla olması nefes almamı engelleyecek bir baskı yapıyordu göğüs kafesime. O acıyı anlatamam. Yani okuduğunuz gibi uzun uzun anlatan biriyim, emin olun betimleyebilsem tüm cümlelerimle betimlerdim ama yapamam. O acının benzeri yaşadığım tek acı kardeşimi bırakıp üniversiteye giderken yaşadığımdı. Orada da insan nasıl küçücük çocuğu bırakır gider deyip kendime kızmıştım. Bunda da bugüne kadar nasıl fark etmediğim ve çaba göstermediğim için kendime kızmıştım. Galiba ben kendime kızınca vicdanım göğüs kafesimin üstüne oturup “Hadi bakalım Ezgi Hanım bunun da üstesinden gel!” diyor ki annem sayesinde her şeyin üstesinden gelmeyi iyi bilirim. Öğretilmiş özgüven benimkisi. Ancak dürüst olmak gerekirse ne üstesinden gelebiliyorum ne de altından eğilip kaçamıyorum.
Şimdi ben evimin sıcaklığında kar yağarken instagrama story attım. Şu an ben bu yazıyı yazarken ise dışarıda fırtına kopuyor. Evimde oturduğum yerden çalışırken bir yandan da içimdekileri yazıyorum. İçimden de dışımdan da ağlıyorum. Büyüdükçe ağlar oldum. Önceden ağlamak “Hmm kötü! Güçsüzlük!” derdim şimdi ağlamak lükslerimden biri oldu. Ağlayınca geçmiyor ama baş ağrısı yapmıyor. Baktınız ağlayacaksınız salın gitsin. Sonra başınız ağrır migren dersiniz oysa o birikmiş öfkeleriniz, acılarınız ve tüm duygusal anlarınızdır. Basit bir tavsiye sadece.
Ben çılgın derecede hayvan sevdalısıyım. Şaka yapmıyorum o tiksinilen böceklerden tutun sivrisineklere, cama kafasını vurup dışarı çıkamayan kara sineklere hatta osuruk böceği dediğimiz yeşil ve gerçekten kötü kokan böceklere de sevdalıyım. Hiçbir canlıdan tiksinmem. Bir şekilde severim hepsini. Amaçsız bir canlı olduğuna inanmam. Bir o kadar da çocuklara ve ağaçlara da. Peki şimdi düşünelim!
Biz evlerimizde oturup kar yağdı diye sevinirken sadece bir karton kutuya çöp poşeti geçirip ev yapıp koruyabileceğimiz, bugün kalan bir kaç parça ekmeği çöpe atmak yerine ıslatıp versek karnını doyurabileceğimiz kaç hayvan sokakta donarak son nefesini veriyor? Yeni doğmuş kaç yavru, annesi beslenemediği için onları da besleyemediği için gözü açılmadan göçüp gidiyor? Kaç insan taşta karton üstünde uyurken ısındığını zannettiği sırada aslında ölüme yaklaşmış oluyor ki sonrasında bir imamla kimsesizler mezarlığına gömülüyor? Peki bu insanlardan kaçı çocuk? Kaçı bebek?
Peki diğer sorularım şunlar; kaç kıyafetinizi giymediniz diye çöpe attınız? İki gün dolapta kaldı diye kaç yemeği attınız? Uzun vadede değil son 1 ay içerisinde ne olduğu önemli olmayan kaç besinden vazgeçtiniz? Peki onlar kaç kişinin günlük ihtiyacını karşılardı? Herhangi bir canlının 1 gün daha yaşamasına sebep olmak ne kadar güzel olurdu? Bence çok güzel olur. Bir adet karton kutuyu çöp poşetiyle sarıp bantlayıp içine bir şal, bir yün parçası koyup kuytu bir yere koymak bir hayat vermek demek. Bir parça ekmek bir hayat vermek demek. Bakın gidip mama alıp sokak sokak besleyin demiyorum. Çöpe attığınızı kapının önüne bir kaba koyun diyorum. Çok basit çöp atmaya giderken bir kenara koyun! Rica ediyorum yapın! Bu hayvanları insanlarla iç içe yaşamaya bizim atamız, anamız, babamız alıştırdı. Bu hayvanlara biz bakmak zorundayız. Bu insanlığın görevi. Köşesi yırtık diye geçen kış aldığınız giymediğiniz montu dolapta, baza altında tutmak yerine birine verseniz nasıl olur? Emin olun verdikten sonra ÇİÇEEEEKKK gibi olursunuz. Garanti ediyorum size. Başka bir canlıya bir şey yapmak sizi hem vicdanen hem de benlik anlamında iyi hissettirecek. Bir işe yarıyor olmanın hazzı vardır. Onu tadacaksınız.
Günümüzde en çok insanın insana yaptığı işkencelerin yanında hayvana yaptıklarını da görüyor, duyuyor ve okuyoruz. Peki sizce aç olduğunu bildiğiniz bir canlının yanından geçip gitmek ki ona yardım edebilecek güce sahipken ona işkence yapmak değil midir? Onu aç bırakmaya devam ediyor olmak işkenceden farksız mıdır? Üşüdüğünü bilerek sanki yokmuş gibi davranmak. Peki sizce bir canlıyı yakarak öldürenle donarak ölmeye terk eden arasında fark var mıdır? Bence yoktur. Bence ben de dahil yanından geçip gittiğim her ihtiyaç sahibine işkence ediyorum. Ben de israf ettiğim her şeyden suçluyum. İçtiğim sigaradan suçluyum mesela. Her gün verdiğim 15 TL’nin ne kadar çok işe yarayacağını biliyorum. Öyle ortalıkta millete yargı dağıtıyor olmak istemem kendimi de biliyorum.   devam edecek…

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.