Muhakeme yeteneği biraz iyi olanların açıklandığı ilk andan itibaren itiraz ettiği bir Kanun Hükmünde Kararname açıklandı geçenlerde.
Tam da tesadüf bu ya aynı günlerde bir hikâyecik düştü telefonumun mesaj kısmına.
Bu hikâyecik Adolf Hitler Almanya’sı ile ilgiliydi.
22 Şubat 1933 tarihli bir Kanun Hükmünde Kararname ile Adolf Hitler ve Nazi Partisi üyelerini korumak amaçlı sivillere polis yetkileri verildiği yazıyordu gelen hikâyecikte.
Ve bu sivillerin siyah gömlekleri varmış.
Bu siyah gömlekli üniformaları olan SS üyeleri önce yardımcı polis gücü olmuşlar daha sonraları da toplama kamplarında kamp muhafızı olarak görev yapmışlar.
Kendilerine “Fırtına Birlikleri” diye isim takan bu siviller daha sonradan 1934 yılı itibariyle Nazi Partisinin özel ordusu haline gelerek SS Birlikleri adını almış.
Resmi üniformaları kendi belirledikleri siyah gömlek olan bu birlikler Adolf Hitler’e muhalif olanları ve Nazi rejimi ve politikalarına karşı gelenleri bir bir tutuklayıp insafsız ve zalim yöntemlerle muamele etmişlermiş.
*
Açıklandığı an itibariyle epeyce de tartışılan bu kararnamede diyordu ki;
Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin cezai sorumluluğu yoktur.
Yani Türkçe mealen Boğaziçi Köprüsü’nde üst rütbeli komutanının emri ile mermi haznesi ve şarjörü boş olan G3 piyade tüfeği ile tatbikata gittiğini zanneden 20 yaşındaki ana kuzularının kafasını gövdesinden ayırıp sonrasında sevinç naraları atanların herhangi bir cezai müeyyidesi olmayacak.
Anlamak mümkün değil ama diyelim ki şuurumuzu bir an yitirdik ve bu kanunu hazırlayanların beyniyle düşünerek anladık.
Ya aynı Kanun Hükmündeki Kararnameden geçen “…15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması…” hangi süreci ve hangi olayları kapsıyor veya kapsayacak.
O zaman herkes durumdan görev çıkarsın istediği kişiyi veya kişileri temize havale etsin.
Bunu yargılayacak veya affedecek hangi kurum veya hangi adalet timsali kişidir.
Sevgili okurlar unutmayalım ki bugün çiğnediğimiz adalet yarın bize lazım olabilir.
Değişik dernek ve vakıf adı altında oluşturulan teşekküllerle Almanya’nın Nazi askerlerini hatırlatırcasına birlikler oluşturulduğu veya oluşturulmaya çalışıldığı gün gibi ortadadır.
Bunun adı SADAT olur HÖH olur hiç farketmez.
80 öncesi de Filistin’de Bekaa Kampında silahlı eğitim alan Devrimciler ve Kayseri, Osmaniye ve İzmir’de kurulan kamplarda eğitim alan Ülkücü Komandolar vardı.
Ancak onlar bugünkü gibi koruma altında değildi.
Bu millet bu oyunları yemez.
Kardeşi kardeşe kırdırma devri bitti artık bu memlekette.
Gerçi Sayın Cumhurbaşkanımız bir seçim öncesi veya hemen sonrasında biraz da aldığı oy oranına güvenerek Reuters haber ajansı muhabirine Şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde 50’si var diyerek bir güç gösterisi yapmıştı.
Ama bu söylem herhalde bir cumhurbaşkanı hassasiyetinde söylenmiş ve yapacağı hayır işlerini, kuracağı fabrikaları ve bu fabrikalarda istihdam edeceği işsiz gençleri kastettiği bir söylemdi.
Aksi durumda zannederim ki diğer yüzde 50’lik cenahta söyleyecek birkaç iyi kelime hatta cümle bulur ve kendi hikâyesini yazar.
Tabi gönül istiyor ki bu tarz hikâyeler yazılmasın.
Aslında gönül istiyor ki çapı oturduğu koltuk kadar olup kendini dev aynasında görenler silkinip kendine gelsin ama gelmiyorsa da yapacak bir şey yok kendi düşen ağlamaz.
Karun Hükmünde Kararlar

Bu makaleyi paylaş
Yorum yapılmamış
