“…kemer sıkma politikaları…”, “…ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız…”, “…ekonomik darboğazdan geçmekteyiz…”, “…zorunlu olarak bu zamları yapıyoruz…”
Bugünün kırk yaş ve üstü insanlarının çok alışık olduğu hatta hafızalarına kazınan bu cümleler günümüzde pek söylenmez oldu. Herhalde her şey güllük gülistanlık oldu. Vaat edilen güzel günler gelmiş olmalı.
Gönül gözünü bırakıp matematik gözüyle bakınca söylemin değiştiği anlaşılıyor. Durum aynı hatta bazı açılardan daha geri ama geleceğe umut ve her şey güzel olacak beklentisi geçmişle kıyaslanınca çok daha ileri. İnsanlar uzun vadeli ev, araç borçlarına dalmışlar patronların kölesi durumuna gelmişler. İhtiyaç duyulmayan elbiseler, hafta sonu yurtdışı seyahatler, kurye ile gelen ayakkabılar, yemekler hayatın ayrılmaz parçası olmuş. Tüket, tüket, tüket. Tüket ki ekonominin çarkları dönsün.
Tasarruf birikiminde dünyanın çok gerisindeyiz. İktisatçılar, istatistikler öyle olduğunu söylüyor. Tasarruf evde ailede başlar. Aile toplumun çekirdeği en küçük yapı taşıdır. Ailede sofra kültürü önemlidir. Bireylerin gün içi biriktirdikleri taşları döktükleri dertlerin, tasaların çözüme kavuştuğu, neşenin paylaşıldığı, dışarda kirlenen ruhun arındığı acıkan karınların doyduğu kutsal masadır sofra. Yenen yemeğin aynı tastan çıktığı, dibi yanmış olsa bile tadı “ellerine sağlık” ,” afiyet şeker olsun” cümlelerinde gizli o ortak değer sofraların yerini çoktan çok seçmeli kurye sofraları aldı. Hizmet sektörüne destek vermek için bir akşamda bir haftalık ev yemeği parasını tüketen bir toplum olduk. Birliğimizi temelinden baltalar olduk. Oysa eski söylemler hala geçerli olsaydı tasarruf ailede başlar kurye ile gelen yemeğe, kurye ile gelen elbiseye verilen para ile ailemize bir sağlık sigortası yapar, emeklilik günlerimiz içinde BES yapabilirdik. Kemeri şimdiden canımızın istediği kadar sıkar dert zamanı rahat ederdik.
Oysa durumları maskeleyen sözler, geçici destekler pembe rüyalar sıkılmayan kemerler ve dişler bize bugün güzel ve keyifli hatta dertsiz tasasız bir hayat sunmakta. Bir nevi Lale Devri yaşar gibiyiz. Tarih kemer sıkmaktan ve çok çalışmaktan yana. Lalenin sonu malumdur. Ana vatanında bile barınamadı yıllar sonra vatanına ithalat yoluyla geri döndü.
Kemerini kendi sıkmayanın kemerini sıkarlar. Peki sıktığımız kemeri tekrar açabilecek miyiz?

