Bir adam işlediği bir suçtan dolayı ölüme mahkum edilir.
İdam edilmek üzeredir.
Devrin padişahı da uzaktan bu idamı seyretmektedir.
O sırada idamlık suçlu, padişahı görünce ağıza alınmayacak derecede küfür ve kötü sözle padişaha doğru bağırır, hakaret eder.
Uzakta bulunan padişah söylenenleri anlayamaz ve yakınındaki vezirlerinden birine sorar: Bu adam ne diyor? diye.
Vezir de: Efendimiz der. Suçlu kulunuz hatasını anladığını, tövbe ettiğini söylüyor ve sizin uzun ve mutlu bir ömür sürmeniz için dua ediyor der.
Bu durum padişahın çok ama çok hoşuna gider ve adamı affeder.
Ertesi gün o veziri kıskanan, başarılarını çekemeyen diğer vezir padişahın huzuruna çıkar.
Padişahım der, vezir kulunuz dün size yalan söyledi.
Suçlu hatalarından tövbe etmek bir yana aksine sizin için ağıza alınmayacak hakaretler ve küfürler etti der.
Bilge adam olan padişah şu anlamlı cevabı verir kıskanç vezirine; “Be adam, o vezirim yalan söyledi bir adamın hayatını kurtardı, sen doğru söyledin de ne kazandın?”
* * *
Toplumun her yapısında kıssamızda örneklediğimiz vezir tipinde birçok adam vardır.
Bazıları ilk vezir örneğinde olduğu gibi bütünlüğün bozulmaması adına kusur örtmede gece gibidir.
Diğer tiptekiler ise yangına körükle giderek bozgunculuğa ve ötekileştirmelere yardım eder.
Affedilecek kabahatleri suçmuş gibi anlatıp veya gösterip kendine göre delikanlılık yapar.
Günümüz siyasetinde de görmeye alışkın olduğumuz bu tipler, aslında halkalar arasındaki geçişi sıfır noktasına indirerek meydana gelebilecek olumsuzluklara sebebiyet verendirler.
Her güç sahibinin kendi çıkarlarına uygun kadrolar kurması ve bu kadrolarla yol yürümesi kadar doğal bir durum yoktur.
Bu durum ne kadar doğal ise isteyerek veya istemeden bu kadro dışında kalanların durumunu da yok sayamazsınız.
Güç tarafından dışarıda kalanlar potansiyel karşıtlardır.
Onların ana kadro ile çalışması ya çok zordur ya da imkansızdır.
Çünkü onlar dolgu malzemesi olmaya değil birlikte yönetmeye taliptirler.
Ancak enerji ve yetenek sahibi bireylerin oluşturduğu bu ötekileşenler istedikleri alanlara ulaşmalarının engellenmesi durumunda er ya da geç sonuçları üzüntüye sebebiyet verecek davranışlar içine girebilirler.
Buradaki önemli unsur engellenen bireylerin veya grubun gücü ile alakalıdır.
Burada yazılanların hepsi onlarca, yüzlerce örnekleri olan ve yaşanmış verilerdir.
Bu durumun oluşması sistemde sürekli bir tedirginlik, takip ve rahatsızlık yaratır.
Bu da genel istikrarsızlık demektir.
Sonuç olarak bakıldığında; Siyasal bir örgütlenmede karşıt görüşte olmak suç değildir.
Karşıt görüşler örgütün renkleri olarak algılanmalıdır.
Nitekim kaygı, iktidar sahiplerine gelebilecek tehlikeleri bertaraf edecek bir kavram ortaya çıkarmıştır.
Bunun adı rekabettir.
Rekabet’in gelmesiyle birlikte bütün olumsuzluklar bertaraf edilir.
İktidardaki güç rekabet sayesinde en iyiyi yapmaya ve yaptırmaya zorlanır.
Tabi bu rekabet haksız rekabet olmaz ise…
Güçlü bir iktidar mükemmele ulaşma adına alt kadrolarına eşit şartlarda rekabet ortamını sağlamakla mükelleftir.
Bu durum orta, uzun vade de asıl iktidar sahibinin işine yarayacaktır.
Çünkü rekabet edecek her iki kesimde liderin liderliği ile ilgili ayrı düşünmemektedir.


