Hayatta kimseyi tercihlerinden dolayı kınamamak genel düsturum olmuştur.
Çünkü tercihleri insanın kendi başına kendi menfaatlerine inanarak aldıkları kararlardır.
Çok istisnai durumlar hariç bazen zoraki tercihler olabilir insan hayatında.
DYP döneminde beraber siyaset yaptığım sayın Süleyman Soylu ve yakın arkadaşım Tarık Aksar’da geçenlerde bu noktada bir siyasi tercih yapmışlardır.
Bugüne kadar siyaset yaptıkları partiden ayrılarak belki de biraz ayrılmaya mecbur bırakılarak Başbakanın da katıldığı bir toplantıyla AKP’ye geçiş yaptılar.
Çok eleştiri aldılar, çok kınandılar hatta ve hatta hainlikle suçlandılar.
Bütün bunların sebebi ise AKP saflarında siyasete devam kararı almalarıydı.
Düşünün lütfen; Siyaset tarihimizde kurulmasıyla beraber çok partili hayata geçtiğimiz bir partinin genel başkanlığını yapmış bir kimse neden partisinden ayrılır?
Bu sorunun cevabı bir siyaset adamı için elbette zor olmayacaktır.
Nitekim sayın Soylu genel başkanlığını yaptığı DP’den çok basit sebeplerden dolayı ihraç edilmiştir.
Genel başkanı ihtilal mahkemeleri tarafından asılan bir parti bir diğer genel başkanını da benzer bir isimle anılan davadan dolayı ihraç etmiştir.
İhraç edilmesinden sonra konuyla ilgili açtığı davaları kazanmasına rağmen Hüsamettin Cindoruk tarafından üye dahi yapılmayan Soylu ne tesadüftür ki DP’yi yüzde 80 ile iktidar yapacağım diyerek kongreyi kazanan ve genel başkan olan Namık Kemal Zeybek tarafından da üye yapılmamıştır.
Siz kendinizi bu durumda bir düşünün.
Oğlunun adını koyarken Süleyman Demirel’in isminden esinlenerek Süleyman diye koyan ” kör Hasan”ın bu durumda ki haleti ruhiyesini siz düşünün.
Nasıl bir hesap uğruna harcanmıştır bu birikimler siz düşünün.
Her partide yaşanan bu lider sultasının nasıl kırılması gerektiğini siz düşünün.
Bir genel başkanını başbakanken “don” yüzünden astıran, diğer genel başkanını da “don” yüzünden ihraç eden bir partinin siyasi akıbetini siz düşünün.
Anladığım kadarıyla sayın başbakanın cumhurbaşkanlığı veya başkanlık hesaplarının tutması sonucu AKP genel başkanlığından ayrıldıktan sonraki dönem için Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in yaptığını yapmadan partisine hakimiyetini devam ettirmek istiyor.
Bunun içinde yine kendisine bağlı bir ekip kurarak AKP’yi bu ekibe teslim etmek istiyor.
Bu düşünce noktasında sayın Soylu ve ekibi ne kadar işine yarar bilmem ancak teşkilatçılığı bilen ve sahada yetişmiş kalifiye isimleri bünyesine kattığı kesin.
DP gençlik kolları başkanlığından, Gaziosmanpaşa ilçe başkanlığına oradan İstanbul il başkanlığına ve nihayetinde DP genel başkanlığına kadar uzanmış bir ismin önemi azımsanamayacak kadar büyüktür.
Bu durum da sayın başbakanın başarısıdır.
