Türk siyasetinin efsane isimlerinden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in söylemiş olduğu birçok veciz sözden birisi de “Tencerenin düşüremeyeceği hökümet yoktur” sözüdür.
Diyeceksiniz ki asıl gündem deprem, ABD seçimleri ve Covid 19 salgını iken nereden çıktı bu tencere ve hükümet meseleleri, hemen anlatayım.
Bir ülkeyi bağımlı hale getirmek istiyorsan tarımını, sanayi üretimini, bilimsel üretimini yok ederek kendine bağımlı hale getireceksin.
Az sayıdaki üretim alanlarını da suni gündemlerle zayıflatarak kaba bir tabirle mahkum ve sömürge haline getireceksiniz.
Direkt ve dolaylı vergilerle geliri hayat standartları zayıflatılan halk günün birinde isyan edecek ve istenmeyen durumlara yol açacaktır.
Tabi bu istenilen durum değildir ama Türkiye Cumhuriyeti siyasal tarihine bakıldığında bölgemizdeki ekonomik, siyasi coğrafya ve jeo-politik dengeler değiştikçe yaklaşık 20 yıllık periyotlarla bu iş böyle yapılmış ve halk sürekli olarak sahaya çekilmiştir.
Muhakkak ki bunu ülkeyi yönetenler değil ülkeyi yönetenleri yönetenler istemekte ve yönettiklerine uygulattırmaktadırlar.
Çok ta derinlemesine olmayan bir araştırma yapılsa bile bu dediklerimin kurucu liderimiz Atatürk’ün ölüm tarihi olan 1938 yılı itibariyle her 20 yılda bir başımıza gelmiş ve gelişmemize ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmamız engellenmiştir, hem de kendi ellerimizle.
1960 ihtilali, 1980 ihtilali, 28 Şubat 1997 post modern darbesi ve günümüzde son 2 yılda yaşadığımız rahip Brunson ve geçtiğimiz hafta yaşadığımız Euro ve ABD Dolarının Türk Lirası karşısında kazandığı ekonomik tablo.
Örneklerin sayıları artırılabilir.
Bir ülkeyi ekonomik yönden zayıflatmanın en etkin yolu “Savaş” tır.
Finansal esaretin başlangıcı olan savaşlar üretiminizi tüketir ve karşılığında size ekonomik hiçbir şey vermez.
Günümüz savaşlarında cephane, uçak üretip düşmana atarsınız karşılığında hiçbir şey elde edemezsiniz.
Anımsayın 2003’te Irak’a girseydik Musul- Kerkük için masada baş köşede olurduk diyenler bugün bizi Suriye bataklığına soktu.
Savaşlarda harcanan ve üretim bantlarının dışında kullanılan her kuruşumuz asgari ücretli işçinin, memurun ve esnafın cebinden vergi olarak çıkan para demektir.
En basit örnekle 24 Kasım 2015 yılında düşürülen Rus savaş uçağının ülke olarak ekonomimize 11 milyar dolarlık bir maliyet olarak yansıdı.
Bu ekonomik tablo hemen hemen hiç konuşulmadı ama konuşulmadı diye de etkileri teğet geçmedi.
O veya bu sebeple bozulan ekonomilerde insanlar muhalif seslere yönlenir bu bir kuraldır.
Bu durum da iktidar sahiplerinin canını sıkar ve tedbirler almaya zorlar, kaybetme riskini düşündürerek hata üstüne hata yaptırır.
Muhalif sesler zamanla muhalif eylemlere dönüşür iktidar eylemleri sert bir şekilde bastırmaya çalışır bu durum da muhalefeti daha da büyütür ve taraftarlarının daha sıkı bir bağ ile kenetlenmesini sağlar.
Diğer bir ifade ile bozulan finansal gidişat ekonomik istikrarı bozar ve bozulan ekonomik istikrar siyasi iktidarı zorlar ve nihayetinde düşürür.
Fransız ihtilaline giden süreci incelediğimizde sefalet içindeki köylülerden azımsanmayacak kadarı kral yanlısı tavır almış ve devrimcilere saldırmıştı.
O günlerde Fransa’da çok fazla aykırı ses barındıran gazete şehir ve kasabalarda insanlara fikir aşılıyor durumdan haberdar ediyordu.
Cahil ve kırsal kesim ise kendine hak vermek için mücadele edenlere karşı duruyordu.
Kralın yanında olması beklenen çoğu aristokrat ve subay ise insanlara hak verilmesi ve monarşinin yumuşatılmasını destekledi.
Devrimi ve Monarşinin kanlı sonunu kralın yaptığı hatalar getirmişti ki tencerenin etkisi sadece kırsala değil standartları düşen orta sınıfı da şehir meydanlarına dökmüştü. 081120

