Türkiye açılım safsatası başlayalı beri ne yaptığını bilmeyen deli tavuk gibi bir sağa bir sola dönüp durmakta.
Planlı ve programlı olduğu her halinden belli olan taşeron PKK’nın eylemleri ile saha hareketi sağlayan bir plan tıkır tıkır işlemekte.
Değişen şartlar neticesinde palazlanan örgüt her gün can yakmaya devam etmektedir.
Ve nihayetinde BDP kongresinde devletin valiliğinin kongre yapması için izin verdiği salonda bebek katili apo’nun posterini asacak hale gelmiştir.
Belki akabinde açılacak soruşturmalar olacaktır ancak yaralanan yürekleri dağlamaktan öteye gitmeyecektir bu hareket.
10-15 gündür Suriye ile ilgili kayda değer gelişmeler taşeron PKK ve siyasi uzantısıyla bağlantılı olarak bir şekilde devam etmektedir.
Akçakale’ye düşen top mermisi sonucu yaşamını yitiren vatandaşlarımızın daha cenazeleri soğumadan devam eden topçu tacizleri bölgedeki kazanları kaynatmaya başlamıştır.
Nihayetinde Hatay’da kaçakçılarla sınır bölgesinde çatışmaya giren askerimiz 3 yaralı vermiştir.
Bu kaçakçı dediğimiz kişilerin taşıdıkları mazot varillerinde saklı “doçka” adı verilen ağır makineli tüfeklere rağmen devletten 123’er bin lira tazminat alan PKK’lılardan hiçbir farkı yoktur.
Aynı zaman diliminde Suriye, Irak, İran ve Türkiye’de ki Kürtlerin aynı anda ayağa kalkması ve Barzani etrafında sözde Kürdistan’ı kurması malum egemen güçlerce kabul görmesi bu sisteminin bir parçasıdır.
Bundan 60 yıl önce AKP kongresinde ruhu satılmışların “Türkiye seninle gurur duyuyor” diyerek kürsüye çıkardıkları Mesut Barzani’nin babası Molla Barzani ne demişti;
“Büyük Kürdistan’a (!) ulaşmamız için Irak’ı parçaladıktan sonraki hedefimiz Türkiye’dir.”
Evet kıymetli okuyucularım,
Bir oyun oynanıyor ve biz bu oyunda maalesef seyirci pozisyonundayız.
Toplumda eylem kabiliyeti olan resmi veya sivil bütün organ ve kurumlar sistematik bir şekilde 1980 ihtilali sonrasında eylem kabiliyetlerinden mahrum bırakılarak tasfiye durumuna getirilmiştir.
Düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla hareket eden bu sistematik MHP ve Ülkücüler üzerinde de boş durmamış özellikle son 10 yıldır balans ayarlarına devam etmiştir.
Ülkücüler, referandum sürecinde sayın başbakanın okuduğu bir mektup ile “Evet” oyu veren Devlet Bahçeli karşıtları ile her zaman ortak karar alıp uygulama yeteneğini uygulayamamış ikiye bölünmüştür.
Neticesinde ülkücülerin bir kısmının “Evet” demesiyle başbakan referandumdan istediği sonucu çıkarmıştır.
Bu söylediklerim bir kısım ülkücünün hoşuna gitmeyecek.
Çünkü bu söylediklerim sonucunda “Evet” oyu veren ülkücülerin AKP’ye hizmet ettiği sonucu çıkıyor.
Evren ve arkadaşlarını yargılayıp cezalandıracak olan bu referandum sonucunun bu konuda hangi aşamada olduğunu merak ediyorum.
Netekim(!) Evren paşa ve arkadaşları henüz kayda değer bir ceza alamadığı gibi henüz mahkeme salonuna bile teşrif ettirilemediler.
Kullanılmak demek ki böyle oluyor.
“Kullanım hakkımız yüce Türk milletine aittir” diyen ülkücüleri bu seferde başbakan kullanmıştır.
Türkiye’nin anayasasının sivillerce yeniden yazılacağı, Cumhurbaşkanının seçileceği ve yerel yönetimlerinin yeniden seçilerek işbaşı yapacağı bir dönemde MHP’nin önemi ortadadır.
Bakalım yaklaşık 20 gün sonra toplanacak MHP kurultayında MHP ve ülkücüler üzerinde daha ne AKP oyunları izleyeceğiz.
Baksanıza MHP tarihinde belki de ilk defa 9-10 adaylı bir kurultaya hazırlanıyor.
Meğer MHP’de ne kadar da genel başkanlık makamına talip varmış.
Bir hoca Nasreddin nüktesiyle bağlayayım söylediklerimi.
Hocaya sormuşlar:
– Cenazeyi götürürken tabutun önünde mi bulunmalı, arkasında mı?..
Hoca da cevap hazır:
– İçinde bulunmayın da neresinde bulunursanız bulunun..
Vesselam… 15 ekim 2012
