İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezunu başka bir tabirle ekonomist Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın “yüzde 10 seçim barajının hak ihlali olduğu” yönündeki başvuruların 2-3 hafta içinde karara bağlanacağını söylemesi, Türkiye gündemine bomba gibi düştü.
Bir yıl kadar önceye gidildiğinde dönemin başbakanı Erdoğan’ın 17-25 Aralık sürecinde paralel yapılanmayla ilişkilendirilenlere karşı izlediği politikalardan rahatsızlığını dile getiren Kılıç;
“Yargı, paralel devlet ve çete diye nitelendiren çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır.
Bu suçlama üzerine yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir.
En basit kararlar bile tartışmaya açılmıştır.
Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere bilgi ve belgeleri ortaya koymak zorundadır.
Yargı ve yürütme içinde var olduğu düşünülen kişilerin başka yerlere tayin edilerek sorunların çözülmesi imkânsızdır.
Hâkim ve savcılar arasında önemli ayrışmalara sebep olduğu önemli bir gerçektir.
Böyle bir bölünmenin adaletin sonunu getireceği açıkça göstermektedir.
İddia edilen gerçek dışı ithamlar mesleki ilişkiyi olumsuz etkilemektedir.
Bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur.
Hukuku devletine yakışan yöntemlerle gerçekler ispat edilerek faillere yaptırım uygulanmalıdır.
Bu ayrışma adaletin sonunu getirir.
Tekrar etmek gerekirse yargının bu ağrıyla yaşaması mümkün değildir.
İddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku endişe ve belirsizliklerin doğmasına aralarında olması gereken mesleki ilişkinin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.
Bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur” demişti.
Cemaat-Hükümet kavgasında dönemin başbakanı olan Erdoğan o gün kazandı gibi görünse de bugün maçın halen daha devam ettiği ve cemaatin son MGK kararlarından sonra “örgüt” ilan edilmesini pek hazmetmişe benzemediği çıplak gözle bile görülür hale gelmiştir.
MGK karalarını hemen sonrasında Anayasa Mahkemesinin “yüzde 10 seçim barajının hak ihlali olduğu” gerekçe göstererek yıllardır tartışılan ve 12 Eylül askeri darbesinin ülkemize hediye ettiği seçim barajını tartışmaya açması pek bir anlam ifade etti bana.
Görünen o ki MGK Toplantısında Paralel Devlet Yapılanması- Pensilvanya Örgütü (PDY-PÖ) olarak kodlanan cemaat bu gelişmeyi pek kolay sindirilecek gibi görünmüyor.
İddia edildiği üzere cemaat devlet içindeki yapılanması sayesinde mevcut siyasi erk üzerinde oluşturabileceği her türlü baskı unsurunu oluşturup 2015 seçimi öncesinde hükümetin elini zayıflatmak için elinden geleni yapacak gibi görünüyor.
Bir düşünün 2015 seçiminde seçim barajı kalmış veya \% 5’e düşmüş.
Bu durumdan en çok zararı kim görür?
Bu değişimin Türk siyaseti üzerinde oluşturabileceği sonuçlar kimin işine yarar ve ülke hangi etkilerle karşılaşır?
Her seçim arefesinde iktidara gelmeleri halinde seçim barajıyla alakalı ya “kaldıracağız” ya da “düşüreceğiz” vaatlerine muhatap olan seçim barajı bu konuda nasıl bir tavır ortaya koyacak göreceğiz.
Kurulduğu günden bugüne girdiği her seçimde “Ufak partilere oyunuzu verip oylarınızı çöpe atmayın” diyerek vatandaş üzerinde algı operasyonu yaparak sağ kesimin oylarını kendinde toplamayı başaran AKP acaba bu psikolojik savaşta nasıl bir sonuç alacak?
AYM’nin bu başvuruyu karara bağlayıp seçim barajını düşürmesi veya kaldırması durumunda ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve üniter yapısına kastetmiş ve bu uğurda onbinlerce vatan evladının katline icazet vermiş bir zihniyetin anayasal düzene göre şekil alan siyasi uzantıları acaba bu durumdan nasıl nemalanacaklar?
Bunların hepsi ayrı ayrı sorulması gereken sorular.
Bu soruların sayısı artarak uzar gider.
Bizim asıl bakmamız gereken bunlar değil ama.
Bizim asıl bakmamız gereken kayıkçı kavgasına dönen Cemaat- Hükümet kavgasının bu ülkeye daha ne kadar zarar vereceği olmalıdır.
Daha düne kadar çıkarları uğruna birbirinin sırtını sıvazlayan bu taraflar kavgalarını sürdürerek bu millete daha ne kadar zarar verecekler.
Bu devletin kurumlarını daha ne kadar birbirine silah çektirecek kadar karşı karşıya getirecekler.
