Şimdi size Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı ve Osmanlı İmparatoru tarafından yazılan 2 mektup okutacağım.
Birinci mektup Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçtiğimiz günlerde ülkemizi ziyaret eden Papa Fransuva’ya yazılan mektup.
İkinci mektup ise bundan tam 488 yıl önce Osmanlı İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman tarafından başka bir Fransuva olan Fransa kralına yazılan bir mektup.
Önce mektupları okuyalım sonra yoruma geçeriz.
1. Mektup;
“ Kutsiyetpenahları Papa Fransuva,
Ülkemizi ziyaretiniz için yüce kişiliğinize selefim Sayın Abdullah Gül tarafından yapılan daveti Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Cumhurbaşkanı olarak, göreve başladığım şu günlerde yenilemekten özel bir memnuniyet duymaktayım.
Katolik aleminin ruhani liderliği görevini, üstlendiğiniz tarihten bu yana dünya barışı ve insanlığın kardeşliği ve huzuru için göstermekte olduğunuz değerli gayretlerinizi takdirle izlemekteyim. Çalışmalarınızın katkı ve etkilerini Birleşmiş Milletler himayesinde sürdürülen ve Türkiye’nin de eş başkanlığını yürütmekte olduğu Medeniyetler İttifakı sürecinin hedeflerine erişilmesi bakımından da ayrıca önemsemekteyim.
Günümüzde farklı dinlerin mensupları arasında diyaloga ve karşılıklı anlayışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Farklı din ve inançlara ev sahipliği yapan, din ve vicdan hürriyettinin anayasa teminatı altında bulunduğu Türkiye, bu bağlamda örnek bir konumdadır.
Ülkemize yapacağınız ziyaret tüm insanlık için ayrı bir önem ve anlam taşıyacaktır.
Tarihte yaşanan anlaşmazlıkların giderilmesi ve geleceğe umutla bakılmasına yardımcı olacak, mesajların verilmesine vesile olacak.
Programınız açısından uygun olduğu takdirde 28-30 Kasım 2014 tarihlerinde Yüce Kişiliğinizi ülkemizden ağırlamaktan, onur ve mutluluk duyacağımı bildirmek isterim.
Bu vesile ile Yüce Kişiliğinizin sağlık ve mutluluğu için en halisane dileklerimi sunarım”
Recep Tayyip Erdoğan
10 Eylül 2014; Ankara
2. Mektup
Ben ki,
Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâ ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım.
Sen ki;
Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun.
Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim.
Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir.
Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz.
Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır.
Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır.
Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz.
Böyle bilesiniz.
Ocak 1526
***
Evet mektuplarımızı okuduk.
İlk okuduğunuz ve sonrasında okuduğunuz mektupların ikisi de bir devlet başkanına yazılmış olan mektuplardır.
Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta şu.
Dünya liderliği konuşulan bir lider, bölgesinde belli bir kabul gördükten sonra mevcut konutu beğenmeyip kendisine makam olarak “saray” yaptıracak kadar kudretli bir güç nasıl olur da İtalya-Roma’da bir mahallede bir sığıntı gibi kurulmuş nüfusu 930 kişi olan bir ülkenin başkanına nasıl bu kadar ön ilikler.
Evet ön ilikler diyorum çünkü bu mektup bende o izlenimi bıraktı.
Koca Türkiye Cumhuriyetinin hiçbir temsilcisine bu bağlamda böyle bir mektup veya davetiye hazırlandığını tahmin etmiyorum.
Devlet protokolü gereği diyeceğim diyemiyorum.
Kendi halkına bu şekilde ön iliklemeyen ve kibar davranmayan bir makam elin Katolik Hristiyanına sırf Papa özelliği var diye neden böyle davranır anlamakta zorlanıyorum.
Her fırsatta Osmanlıyı geri getireceğiz mesajları veren bir seçmen kitlesi ve zihniyetin idolü durumundaki bir kimsenin böylesi bir davet mektubunun altına nasıl imza atar onu hele hiç anlamıyorum.
Bu mektubun açık edilmesi üzerine bu kitle ve zihniyetin ne yapacağı da merakım konusu.
Aslında yaptığım yanlış, bu şekilde eleştirmemem lazım.
Devletin en üst makamındaki dengeleri bilemeyiz.
Ancak böylesi bir durumda Müslüman bir Türk olarak kendimi aşağılanmış hissettim.
Çünkü aynı muameleyi benim devlet büyüklerim gittikleri yerde göremiyor.
Her seferinde Müslümanlara özellikle Müslüman Türklere olan tarihi kinlerini kusmakta hiçbir beis görmeyen bu aşağılık yaratıkların benim devlet başkanım tarafından bu şekilde muamele görmesi zoruma gidiyor.
Eğer ihtiyaç hasıl olursa başka bir yazımda papa efendinin Türklerle ilgili söyledikleri üzerine de bir yazı kaleme alırım.
