Bir kariyer yapma telaşıdır gidiyor. İnsanlarımız iş dünyasının moda akımlarına kapılmış vaziyette. Her çalışan ben daha çok para ve paye hak ediyorum havasında. Karşı tarafta patron ve onu temsil eden yöneticiler yapılan işleri beğenmez ve çalışanları yetersiz görme telaşında. Maliyet düşürmenin en kolay yolu işgücü maliyetini kısmak olarak görüldüğü sürece bu senaryo bir kısırdöngü olarak yaşayacak.
Çalışanlar için yüksek ya da medeni bir yaşam için gerekli maaş kazanmanın yolu rakiplerini alt edip yönetici koltuğuna oturmaktan geçiyor. Hak edip etmediğiniz, yeterli olup olmadığınız, elli yıl sonrasını planlayacak kapasitede olup olmamanız hiç önemli değil. Yeter ki tepede olun, patrona yakın durun. Makyavelli’nin ruhu şad olsun.
Üniversitelerimiz girişimci ruhlu insanlar yetiştiremediği sürece insanlarımız patronların kölesi olma yolunda daha çok mesafe kat edeceklerdir. Meslek liselerimiz daha verimli hale gelmeli ve daha fazla işkoluna destek olmalı. Eğitimle ilgili kurumlarımız bu konuya ağırlık verip mevcut işgücündeki dengesizliği gidermeli.
Üniversite okuyan insan patron şirketlerinde kariyer yapmak için lisansüstü eğitim çılgınlığına girmemeli. Elbette eğitim şart ancak nereye kadar. Onca eğitim sonucu alacağınız altı üstü bir adamın iki dudağı arasındaki rakam. Oysa aldığımız eğitimleri yeni iş kurmada harcasak ve devlet yapacağı basit düzenlemelerle bu konuyu teşvik etse ekonomik gücümüz milletçe artar. İnsanımız eğitimini aldığı konuda çalışır hale gelebilir. Yapısal işsizliğin önüne geçmiş oluruz.
Normal düzende bir ekonomiye sahip olsaydık; bir makine mühendisinin muhasebe kaydı tutmayla ne işi olur, kaldı ki bu işin fakültelerinden mezun birçok insan işsiz gezmekte diye düşünebilirdik. Ekonomik dengeler doğru geliştirilmediğinden dolayı fırsatçılara gün doğuyor. Birde üzerine patronların ucuz işgücü merakı yapısal işsizliği körüklemekte. Aldığı eğitim dışında çalışmak zorunda kalan kişiyi ve onunla beraber çalışmak zorunda olan aldığı eğitim üzerine yıllardır çalışan kişiyi düşünün. İki taraf için de iş mutluluğu zor. Elbette insanımız Mevlana gönüllü olduğundan genel itibariyle sorunlar büyümeden hal yoluna giriyor.
Bir diğer husus; mevcut iş kanunlarındaki yükümlülüklerini büyük şirketlerimiz bile yerine getirmekten kaçınmaktadır. Devlet kurumları denetlemeyi gelen ihbarlar ile sınırlı tutmayı kendilerine yol seçerek sermayeyi desteklemektedir. Oysa bu durum yeni iş olanaklarının yaratılmasını engellemekte ve devletin asli işlerinden istihdam yaratma görevini aksatmaktadır. Birçok büyük şirketimizin kanun gereği çalışanlarının çocukları için kreşi olması gerekirken bu kural uygulanmıyor. Basit bir örnek ancak iş mutluluğunu baltalayan ve işyerinde verimliliği düşüren bir sebeptir. Tabi açılmayan kreşte çalışamayan insanımızın evde oturması da istihdam açısından düşünülmeli.
İşyerinde mutluluk toplumsal barışı destekleyen bir unsurdur. Aldığı eğitimin karşılığını alamayan insanlar birde yapılan yeni kanuni düzenlemeler ve ekonomik şartlar ile iyice modern köle haline gelmiştir. Avrupa birliği sürecinde sendikal haklar acil olarak ele alınmalı ve çalışanlar patronlar karşısında denk olabilmeli. Yabancı yatırımcının yerleşik hale geldiği ülkemizde Ali ve Ayşelerimizi yeni patron David ve Tinalara ezdirmeyelim ve onurlarını kırdırmayalım.
İŞ MUTLULUĞU
Bu makaleyi paylaş
Yorum yapılmamış
